<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867</id><updated>2011-04-21T11:23:19.695-07:00</updated><title type='text'>So Snowqueen</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-5986392353435223162</id><published>2008-07-30T00:02:00.000-07:00</published><updated>2008-11-10T02:48:43.748-08:00</updated><title type='text'>ATV'de Yaradılış Efsanesi ve Pentagram'a iade-i itibar</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/SJAs6GF4RgI/AAAAAAAAAHI/Psxj5ukooMA/s1600-h/adam_and_eve.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/SJAs6GF4RgI/AAAAAAAAAHI/Psxj5ukooMA/s400/adam_and_eve.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228728543956452866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dün (kandil olmasından sebep) ATV'de bir filme rastladım. Önce alt yazıda şuna benzer bir açıklama geçti "izlemekte olduğunuz film İncil ve Tevrat metinlerinden alıntılandığı için bazı izleyicileri kültür farklılıkları yüzünden rahatsız edebilir". Üç aşağı beş yukarı böyle birşey. İzleyeceğiniz program Hristiyan ya da Yahudi muhteva içerir diyor yani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim'in çölde halkına seslenmesiyle başlıyor film. İbrahim bir pagan tanrı heykelciliğini asasının ucuyla kapıyor "bu putlar mı sizi koruyamaz" diyerek kırıp atıyor. Halkta bir şaşkinlik. (Put dediğimiz şeyin tanrının simgesi olan bir zarftan ibaret olduğunu söylemenin bir yararı olur mu acaba?)&lt;br /&gt;Sonra başlıyor yaradılışı anlatmaya. Buralar bildiğimiz Eski Ahit metinleri. Tanrı yer ve gökleri birbiririnden ayırır, ışık olmasını emreder, sonra topraktan ilk insan Adem'i yaratır. Daha sonra Adem'in kaburga kemiğinden Havva yaratılır ve birbirlerine eş olurlar. (ben senin kaburga kemiğinden yaratıldım beni sen varettin dercesine filmin burasında kadın ve erkek çiftler el ele tutuşur, iktidarsızlık, penis boyu vb. hiç önemli değildir artık erkekler efendimizdir). Havva ağaçtan meyveyi yer, kadın şeytandır imgesi bir kez daha gözümüze sokularak erkekler neolitik tanrıçalardan intikamını alır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göçebe çoban bir kabilede buram buram ataerkil bir tavırla kadınların baş misyonu erkek çocuk doğurmaktır. Nitekim İbrahim'in karısı Sara da bunu yapamadığı için üzüntüden kıvrım kıvrım kıvranır.(Sara'nın firavunla ilişkiye girmesinin filmde geçmesini beklemek saflık olurda tabi neyse ki M.İ.Çığ var.) İbrahim halkına seslenirken muhtemelen "İsrailoğulları" hitabını kullandığı için ATV sansüre başvurur. Halkın adı duyulmaz. (Ama Yehovanın göçebe ataerkilleri sevdiği çiftci Kabil'in değil çoban Habil'in armağanlarını kutsamasından belli.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mircea Eliade, Kenanlıların dininin Yahudileri oldukça etkilediğini anlatır. Kenan tanrısı El, Yehovaya dönüşür. Ama Semavi dinlerin tanrısı bildiğimiz pagan tanrılar gibi değildir. O yalnızdır, bir aileleri sevgilileri yoktur (bkz. Kybele-Attis, Aprodite-Adonis, Zeus-birsürü kadın ve erkek.&lt;br /&gt;Doğunun despotizminin özelliklerini taşır. Tam itaat bekler, yeri gelince sularla yeryüzündeki insanları toplu kıyım biçimde öldürür. Ve o bir erkektir. Eski Ahit'e göre, İsrail tanrının karısıdır ve İsrail ona ihanet etmiştir. Onla bunla düşüp kalkmıştır.Bu pagan dönemlerin tapınak fahişeliği yani kutsal evlenme törenlerinin betimlenmesidir aslında. Yehova, İsrail'i bulup onu güzelleştirdiğini, takılar taktığını, yıkadığını ve tabi "üzerine eteğini örtüp" ilişkiye girdiğini yazar. İsrail'in ihaneti ile&lt;br /&gt;Yehova intikamcı tavrını açığa vurur ve yıkım getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'a köle olarak satılan Yusuf(en ilgimi çeken Yusuf'tur her zaman, kahinlik yeteneği yüzünden) ve rüya yorumlarına geçer film. Zayıf inekler, besili inekleri yer firavunun rüyasında, Mısır'da kıtlığa işarettir bu. (Yusuf'un kadınlar tarafından arzulanmasını da filmde bulamayız elbette.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında filmi izlemeyi bıraktım, başka sansürler oldu mu bilemiyorum. Belki de 18+ gibi piktogramların yanında haç veya davut  yıldızı gibi piktogramlar da yapmalılar, peki bu dinlerin içerdikleri pagan muhteva hakkında bir işaret yapılabilir mi?&lt;br /&gt;Dişil ve eril güçlerin birleşimini simgeleyen pentagram(ve elbette o bir Venüs yıldızı), "satanizm" simgesi olarak algılandığı ve kadının "şeytan"la ilişkilendirildiği  müddet aslında "alacakaranlık kuşağı"ndan başka birşey değl.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-5986392353435223162?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/5986392353435223162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=5986392353435223162' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/5986392353435223162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/5986392353435223162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/07/atvde-yaradl-efsanesi.html' title='ATV&apos;de Yaradılış Efsanesi ve Pentagram&apos;a iade-i itibar'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/SJAs6GF4RgI/AAAAAAAAAHI/Psxj5ukooMA/s72-c/adam_and_eve.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-6832500010516282019</id><published>2008-06-25T00:17:00.000-07:00</published><updated>2008-06-26T06:00:19.995-07:00</updated><title type='text'>En iç sıkan kelime:Ahlak</title><content type='html'>Geçenlerde İsmet Berkan yazmıştı, "din olmadan ahlak mümkün mü?" gibi birşey. Hala neyi tartışıyoruz of ki of deyip geçmiştim. Dün de DD'de gördüm, Mustafa Akyol da yazmış din olmadın ahlakın olup olmayacağı hakkındaki mühim meseleyi! Lütfetmiş, dinsiz insanların da pekala ahlaklı olabileceğini buyurmuş. Çok teşekkür ediyoruz kendisine.&lt;br /&gt;Ama en çok vurulduğum, şu kısım oldu: &lt;br /&gt;"Bu çok önemli, çünkü “benim herhangi bir dini inacım yok” diyen insanların çoğu da, aslında topluma sinmiş olan din kökenli ahlaki değerlere inanıyor. İsveçliler bugün çok seküler olabilirler, ama inandıkları ahlaki değerler aslında Hıristiyanlık’tan süzülerek gelmiş şeyler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Sanki "topluma sinmiş din kökenli ahlak"a bayılıyormuşuz gibi. Sanki Hristiyan ahlakı matah birşeymiş gibi. İsveçlilerin inandıkları değerler "hristiyanlıktan"süzülüp gelsin kabul, peki hristiyanlığa pagan dönemden süzülüp gelenler? Pagan döneme din-devlet öncesi büyü toplamlarından süzülüp gelenler? &lt;br /&gt;Sadece süzülüp gelmeyle mi oluyor iş? Roma ahlakı ve Hristiyan ahlakı aynı mı yani?&lt;br /&gt;Anaerkil toplumlarda cinsellikle ilgili bir "ahlak" kriteri yoktu mesela, pagan toplumlarda da farklı bir algılayış hakim,&lt;br /&gt;ahlak kriteri bekaret kemerine nasıl indirgendi o halde? Ahlak, içinde bulunulan zamana, mekana karşın değişmeden kalan birşey  mi? Ekmek çalmanın "ahlaksızlık" kabul edildiğini varsayalım(ki öyle), insanları ekmek çalmaya mecbur edecek bir sistemin parçası ve yapı taşlarından olmak "ahlaklı"mı yani? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fahişelik yapmak ahlaksızlık ama evliliği bir sigorta senedi, iş kurumu olarak görmek ahlaklı.&lt;br /&gt;"Ahlaksız gözükmemek" için bin türlü hileye ve dalevreye yönelten iki yüzlü bir oyun.&lt;br /&gt;Evlenmeden önce dikilen bekaret zarı formülünde, kalıcılığında. (Avrupa'da bunu yapan onlarca Müslüman kadından biri şöyle diyor: neredeyse ölüm kalım meselesi gibi),  Boşlukları doldurmakta insan zihni üzerine yok! &lt;br /&gt;Açık saçık giyinmek, buyurgan ahlaksız bir davranış, elini penisine atarak yaz sıcağında tiril tiril giyinmiş kadınlara yalanarak bakmak ahlaklı. Giyinmeselerdi onlar da öyle.&lt;br /&gt;İnsan öldürmek "ahlaksız", savaşlarda birini öldürmek ahlaklı. Hele bir de cihatsa sevap.&lt;br /&gt;Bir can almak en büyük günahsa, neden savaşların normalleştirildiği bir dünya tezahüründe yaşıyoruz?&lt;br /&gt;Ahlaklı hanımefendilerin. beyefendilerin takıları, arabaları, kredi kartları mi kurtaracak dünyayı, durduracak küresel ısınmayı?&lt;br /&gt;Biri daha az zina yaptı diye mi açlıkla mücadele edilecek?&lt;br /&gt;Eski Yunanlılar köleliği yadırgamazdı, biz de başka şeyleri yadırgamıyorumuz ve hala ahlaktan bahsedebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlaklı olan nedir allahasen, biri açıklasın ahlak nedir?&lt;br /&gt;Ahlakı kiliseden, holding gibi çalışan cemaatlerden öğreneceksek, "genel ahlaka mugayyir" bulunup dernekler kapatılmaya çalışılacaksa(bkz.Lambda) "ahlaksız" olurum daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not:Bir kurum, kişi(tanrı) ya da devletten KORKARAK "iyi" veya "ahlaklı" olmaya çalışmak, hala ebeveynin(özellikle baba) cezasından korkan çocuk zihinli insanoğlunun yaratımı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-6832500010516282019?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/6832500010516282019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=6832500010516282019' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/6832500010516282019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/6832500010516282019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/06/en-i-skan-kelimeahlak.html' title='En iç sıkan kelime:Ahlak'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-4023199158737839107</id><published>2008-06-01T04:23:00.001-07:00</published><updated>2008-06-01T05:01:15.798-07:00</updated><title type='text'>Esmeray'ın Başına Gelenler</title><content type='html'>Geçenlerde amaçsızca televizyon kanalları arasında dolaşırken TurkMax'te Hülya Avşar'ın programında Esmeray isimli bir konuğa denk geldim. Beyoğlu'nda "Cadının Bohçası" isimli bir stand-up show yapan, Kürt kökenli bir transeksüeldi. Oldukça sakin bir tavırla yer yer önyargıyla şekillenmiş, tedirgin sorulara cevaplar veriyordu. Eskiden seks işçiligi yapmıştı. Hülya Avşar'ın, travesti/transeksüellerle birlikte olan erkeklerin eylemini "sapıkça" addetmesine karşın "biz müşterilerimize bu şekilde bakmıyoruz" dedi. Seks işçiliğinin çarpık yapısı, sadece travestiler için değil, kadınları da ilgilendiren bir mevzuydu.&lt;br /&gt;Bu anlamda arada pek bir fark yoktu çünkü sorun bir ataerkillik sorunuydu. Esmaray, seks işçiliğini bırakmasının nedeninin&lt;br /&gt;"ahlaki bir karşıkoyuş" değil, bu durumun ona dayatılmasına karşı koyuş olduğunu belirttiğinde "helal olsun" dedim içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekranda cinsiyet rollerinin tartışılması ve bir transeksüelin piksellenmiş gögüslerini açıp "bunu mu istiyorsunuz"diye ekrana bağırdığı haber kanalları dışında görünür hale gelmesi "birşeyler düzelebilir belki de" iyimserliğine kapılmama neden olmuştu. &lt;br /&gt;Esmeray'la bir iki mailleştik, daha sonra başka bir transeksüel arkadaşımın arkadaşı olduğunu ögrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyimserliğim, gazetelerde Esmeray'ın ne şekilde tartaklandığını görene kadar sürdü elbet. esmeray başına gelenleri şöyle anlatmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Saat 21:00'de Tarlabaşı'ndaki evime gidiyordum. Evimin olduğu yerde polis ekibi oluyor. Bu kez onların arasından geçerken birisi arkamdan 'dur' diye bağırdı. Durdum, kimlik istedi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esmeray polisin onu tanıdığını, "malum, bilinen şahıslardan kimlik istenmeyeceğini" bildiğini söyleyerek şaşırdığını aktardı:&lt;br /&gt;"'Beni tanıyorsunuz' dedim, oralı olmadılar. Kimliği verdim. Çantama bakmak istediğini söyledi. 'Asla' dedim, beni arabaların arasında tartaklamaya başladılar, yakamdan tutup silkelediler, darbe aldım, küfür ettiler. Zorla çantamı alıp içindekileri yere boşalttılar. Eşyalarım etrafa saçıldı. Yaptıklarının suç olduğunu söyledim. 'İstediğin yere şikayet et, yetki bizde, sen bizi nasıl tehdit edersin' dediler."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Zafer Üskü&lt;/span&gt;l'ün, KAOS GL'nin "homofobiye karşı buluşma" toplantısına katıldıktan sonra yaşanan memnuniyetsiz homurtular, Anayasa  değişikliği sırasında eşcinsellerin gene yok sayılması da bu çirkin şiddet eylemlerinin politik dayanakları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-4023199158737839107?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/4023199158737839107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=4023199158737839107' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/4023199158737839107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/4023199158737839107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/06/esmerayn-bana-gelenler.html' title='Esmeray&apos;ın Başına Gelenler'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-431869436077828403</id><published>2008-05-03T04:28:00.001-07:00</published><updated>2008-05-06T14:50:01.563-07:00</updated><title type='text'>Zaman Gazetesi, Hangi Zamandan Kalma?</title><content type='html'>1 Mayıs olayları sonrası basında yer alan görüntüler ve haberler akla kara kadar birbirinden ayrıydı. Bir kesim, hükümete ve valiye yüklenirken bir kesim sendikalara yükleniyordu. Özellikle Zaman Gazetesi, büyük kitlelere ulaşmanın sorumluğu açısından tavrı sorgulanması gereken bir yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman Gazetesi, “provakasyon istihbaratı doğru çıktı” haberiyle Taksim’in 1 Mayıs gösterilerine kapatılmasını yasakçı bir tavır olarak değil, olmas› gereken doğru bir güvenlik tedbiri olarak sunuyor, Erdoğan’ın “Taksim miting alanı değildir” sözlerini büyük büyük puntolarla yazıyor, valiyi ve hükümeti aklamak için elinden gelen çabayı gösteriyordu.&lt;br /&gt;Seçilen fotoğraflar ise coplanan, üzerine su sıkılan insanlardan ziyade eline bir taş parçasi alıp polise saldıran insanların “bunlar işçi değil anaşik, işleri güçleri provakasyon” demeye getirenleriydi. “Taksim’e çıkılmadı, uzlaşma sağlandı, sağduyu kazandı” diyerek sendikaların geri adım atmasını ve hükümetin yasakçı tavrına boyun eğmesini “sağduyu” olarak gösteriyordu. &lt;br /&gt;1 mayıs’ın bir kaç gün sonrası, diğer gazetelerin öfkesi hala dinmemişken Zaman, hemen konuyu tekrar Ergenekon’a döndürüp eski karizmasını tekrar kazanma peşindeydi.&lt;br /&gt;Kıyıda köşede ise son kozlardan biri olarak Ahmet Necdet Sezer’in ceberrut bir fotoğrafını seçip, “Sezer, Süleyman Çelebi’yi tebrik etti” haberiyle  meseleyi başka bir yerden yakalamaya çalıştı. Hatta bununla da kalmayıp Şişli’deki Ermeni vatandaşların sendikacıları tebriğe gittiğini ve bunun sendikacaları oldukça mutlu ettiğini bile atlamadı Zaman. Okuyucu kitlesine, sendikacıları “antipatik” gösterecek her yolu denedi. Israrcı Disk, halkın huzurunu kaçırmış, Taksim’de maddi zarar milyonlarca liraya malolmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlar ise sus pustu. Biraz sesi ç›kan, burdaki sosyalistleri naylon ilan ediyor, sendikaları aşiretağası olmakla suçluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman Gazatesi okuyucu yorumlar› durumu daha açık yansıtıyor.  “1 mayıs da bayram mıymış, %5’in kutladığı şeye bayram denmez”, “polis az bile yapmış, bunlar bu dilden anlar”, “bunlar nankör” gibi şiddeti öven, oldukça faşizan yorumlar ardı ardına sıralandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs haberlerinin hemen yanında ise Enflasyondaki artış ve pirinç fiyatlarının yükselmesi kırmızı alarm gibi yanıp sönerken, okuyucular “düzelir, bunlar da geçer” diye birbirlerini rahatlatıyordu.  Dünyan›n hangi ülkesinde iktidara zamlar için hesap sorulması bir yana, kraldan çok kralcı bir tavırla yarabbi şükür denilir acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman Gazetesi,  hükümetin yay›n organı vazifesini yaparak, propagandasını hükümete göre kurguluyor. Başörtüsü ve laiklik konusunda gösterdiği “en büyük demokrat” biziz tavrını, 1 Mayıs’ta yaptığı yanlı haberlerle yerlerde süründürdü. &lt;br /&gt;Tuzla tersaneleri ile ilgili haberlerde de tarafını, işverenden yana çizerek onları aklama yoluna gitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 yaşında bir kıza cinsel tacizden tutuklanan Hüseyin Üzmez haberleri de aynı şekilde Zaman’ın akıl ve editör süzgecinden geçemedi. Bu haber hakkında sessiz kalmalarının nedenini “Türk aile birliğinin korunmas›” gibi oldukça ahlakçı bir nedene &lt;br /&gt;bağladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman Gazetesi, muhafazakar tavrı gereği aile değerlerini, ailenin kutsallığını, kolun kırılıp yenin içinde kalacağı sistemi savunuyor. Katı ahlakçı tavrın bastırılmışlığı sonucu alttan 14 yaşında kıza cinsel taciz gibi kötü kokular çıkmaya başlayınca ise üzerini örtmekten başka bir yol bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbeyi, statükocuları eleştirir gibi gözüküp, aslında oldukça kendine demokrat bir noktada duruyor. Yasakçı anlayış, muhafaza edilmesi gereken bir durum. Sadece yasakların içeriğinin değişmesi gerekiyor. Türbanla kamusal alana girilmeli ama &lt;br /&gt;1 Mayıs’ta Taksim’e girilemez. Giren, kaşınmıştır çünkü devletin kanununa, nizamına meydan okumuştur. Oysa, üniversiteye türbanla girmenin devletin kanuna meydan okuması karşısında onlardan ala demokrat yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin devlet, muhafaza edilmesi gereken bir durum. Ergenekoncu olmamalı sadece.&lt;br /&gt;Polis şiddeti muhafaza edilmeli, doğru adama şiddet uygulaması şartıyla. Başörtülü kızın değil, yaşasın 1 may›s diyen kaltağın yüzünde patlamalı cop, tekme, neyse artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçisi de patronu da Zaman Gazetesi okumalı. İşçi ve patronu bir yapanın aynı camide alınlarının secdeye değmesi olduğu anlatılmalı. Sonra biri Tuzla'da ölüm tehlikesiyle burun buruna çalışmalı, diğeri 5 yıldızlı otellerde Hac gezmesi yapmalı.. Sendika dediğin Türk-iş, sivil toplum kuruluﬂu dediğn Genç Siviller gibi olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlaşılan o ki, Zaman Gazetesi, karışık bir zaman dilimi kullanıyor. Ama geçmiste oldugu kesin. AKP'nin cafcaflı dönemlerinde holigan dansı yaptigi zamani, 12 eylül rejiminin fasist saat, gün, aylarina eklemlemis, dünya borsalarının saatlerinin yanına koymuş ve bu zaman anlayışını cola turka gazozumuzun içine atarak yutturmaya çalisiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-431869436077828403?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/431869436077828403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=431869436077828403' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/431869436077828403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/431869436077828403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/05/zaman-gazetesi-hangi-zamandan-kalma.html' title='Zaman Gazetesi, Hangi Zamandan Kalma?'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-2464263698107236002</id><published>2008-04-15T14:20:00.000-07:00</published><updated>2008-04-18T00:14:22.415-07:00</updated><title type='text'>Gelinlikle yola çıkmak</title><content type='html'>Çocukken en sevdiğim hikayeler başlarının üzerine düşen kalın pelerinleriyle dünyayı dolaşan gezginler hakkındaydı. İpek yolu, Afrika çölleri, Çin seddi derken türlü türlü macera yaşarlardı. Ama can sıkıcı olan, kahramanlar hep erkekti. Daha çocukken anlardık, yollar, geceleri sokaklar, ıssız köşeler, köprü altları erkeklere aitti. &lt;br /&gt;Erkeklerin “kaybedecek birşeyleri” yoktu, oysa kadınlar sürekli birşeyleri kaybetmeme derdindeydi. Kaybedilecek bekaret, kaybedilecek namus...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola çıkıyorsan önce görüntünü değiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte kadın seyyahlar elbette oldu ama acaba kaçı kadın yazarların George Elliot gibi erkek mahlasları kullanması çözümüne benzer olarak yolculuk sırasında dişiliğini minimuma indirdi.  Bugün bile kimbilir kaçımız kadın başımıza gideceğimiz mesafenin tekinsizliği veya tedirginliği yüzünden sokakta eteklerimizi çekiştirdik ya da sabahları evden çıkarken “daha kapalı” kıyafetleri seçtik. Onlar zihniyeti değiştirmedi, biz kıyafeti değiştirdik. Yanında bir erkek eşlik etmeden yola çıkmanın tekinsiz oluşu hakkında toplum oralı olmamayı tercih eder, “günah benden gitti” tavrındadır. Ayağını denk alması gereken kadınlardır. Genel anlayışta tecavüz hakedene yapılır. İffetli bir kadın, gecenin bir vakti sokakta ya da ıssız yollarda tek başına bulunmaz. Bulunanlar ise ya fahişedir-ki onların zaten kaybedecek birşeyleri yoktur- ya da aranıyordur. Kurtların sofrasına girmiş “kuzu”nun akıbeti kadar normalleşmiş ve meşru haldedir ataerkiliğin şiddeti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyan sanatçı Pappa Bacca, kadınlığını anlam düzeyinde epey maksimum seviyeye çeken bir kıyafetle yola çıkmıştı. Gelinlik. Bu nokta, Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli’nin gözünden kaçmadı. Gelinliğin çağrıştırdığı kadın cinselliği destursuz&lt;br /&gt;bir şekilde ataerkilliğin ormanına dalmak olarak yorumlanabilir. Verimli’nin dikkat çektiği diğer nokta ise topluma işlemiş olan “yabancı kadınların cinsellikteki serbestisi” fikri. Özellikle turist kadınlara karşı(hele bir de Russa) tavrın nasıl olduğu ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüze uğrama korkusu öylesine belleğimize kazınmış bir korkudur ki psikoloji dalından başka bir isim, Kurt sofrasında bulunmaktan çekinmeyip Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını yazmış Clarissa Estes, pek çok kadının rüyasında kaçmaya çalıştığı bir “karanlık adam” figürü olduğundan bahseder. Bu figür, tek tek bireyden zirade kollektif bir bilincin oluşturduğu canavarın hayatlarımıza yansımış gölgesidir. Karanlık adam bir “yokedici”dir.  Evrensel eşitlik, özgürlük barış gibi kavramlar yokedicinin egemen ataerkil tavrıyla çatışır. Caniler, katiller, tecavüzcülerde kişileşip, engiziyon mahkemeleri, cadı avları, toplama kampları, diktatörlüklerle eyleme geçip tarihe karanlığını vurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bacca’nın başına gelen münferit bir olay değildir aksine bir aysbergin görünün yüzüdür.&lt;br /&gt;Tecavüzcü katili linç etmek, toplumun yakaladığı bir suçlu üzerinden kendini&lt;br /&gt;olaydan sıyırdığı mastürbatif bir ritüeldir. Aysbergin görünmeyen yüzü rüyalarımızda bile peşimizi bırakmayacak denli derinlere işlemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-2464263698107236002?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/2464263698107236002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=2464263698107236002' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/2464263698107236002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/2464263698107236002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/04/gelinlikle-yola-kmak.html' title='Gelinlikle yola çıkmak'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-1628616522338064952</id><published>2008-03-17T06:34:00.001-07:00</published><updated>2008-03-17T06:51:47.126-07:00</updated><title type='text'>Cadılar ve Cadalozlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R95zlh3pQ3I/AAAAAAAAAG4/XcPasH9vG7E/s1600-h/waterhouse65ez9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R95zlh3pQ3I/AAAAAAAAAG4/XcPasH9vG7E/s400/waterhouse65ez9.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178703710106764146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadı denen o acaip kadınla çocukluk yıllarında tanışılır. Çocukken öğrendiğimiz, kafamızda canlanan bir çok kavram ve görüntü erişkinliğe ulaşınca değişse de, cadı figürü, 6 yaşında onu nasıl algılıyorsak 60 yaşında da aynı kalır. &lt;br /&gt;Çirkin, koca burunlu, kabarık saçlı, buruşuk suratlı uzun siyah bir şapka takan, kazanında kurbağa bacağı gibi tiksindirici malzemelerden kötü kokulu iksirler yapan, bir kocakarı. Bu imaj, nispeten daha sempatik. Tarihin sayfalarını biraz geriye çevirip Orta Çağ’dan kalma tasvirlere baktığımızda renkli televizyonun ekranı, masal kitabının sayfası yerini kasvetli ve &lt;br /&gt;karanlık bir odada, görmeye çalıştığımız sahnelere bırakır. Bilinçdışından bilinç altına doğru bir yolculukla kanımızın çekildiğini hissederiz.  Çünkü orada kötülük vardır, gece vardır, bilinmeyen sesler, ormandan geçen karaltılar, erkeklerin rüyalarına girip hamile kalan kadınlar, direğe bağlanıp yakılanlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadaloz ise cadı benzeri şirret bir kadındır. Hep daha fazlasını isteyen bir kaşık düşmanı, çok konuşan, dırdırlarıyla erkeği bezdiren, dünya meselelerinden anlamayan bir cahil, Sır Kapısı, Nuryolu gibi dizilerdeki ibretlik gelin, kıskanç bir kaynana, kötü kalpli bir üvey annedir. Cadaloz, korkutucu değil ama yorucudur. Statükoya karşı bir tehdit değildir. Cadılar ise statükoyu korkutur çünkü dönüştürücülerdir. 1940’larda Amerika’da komünist avının “cadı avı” şeklinde adlandırılması bunun kanıtıdır.&lt;br /&gt;Kimi zaman ise ne ayin ne ritüel bilen, Salem’de olduğu gibi kendi halinde evinde örgüsünü örerken “cadılıkla” suçlanan ya da saçını uzatıp siyah giydiği için sokakta devriye aracı tarafından “satanist” diye çevrilen kişiler hasbelkader hedef olur. &lt;br /&gt;Oysa cadıyı cadı yapan kıyafetleri, şapkası, örtüsü yani giyinikliği değil, soyunabilme ihtimalidir. Ormanın ortasında bütün giysilerini çıkarıp çıplak kalabilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bilinmeyene Duyulan Korku&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan aklı açıklayamadığından ve denetleyemediğinden korkar. Her zaman belli açıklayıcılar olmuştur, depremin tanrıların gazabı olduğuna inanmak, tanrıların gönlünü almaya çalışmakla sonuçlanacaktır. Din kavramı bu bağlamda bir yabancılaşmayı getirir. Güç, devredilir. Din öncesi büyü geleneğinde ise, doğa olaylarına hükmetmek büyücü dediğimiz kişinin elindedir. Din adamı yalvarır, büyücü ise neredeyse emreder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu irade güçleri ve değişiklik yapma becerisi aynı zamanda bereket sağlamak veya şifa vermek için uygulanır.  İngilizce cadı sözcüğü (witch), bilge, akıllı anlamına gelen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“wise/wit&lt;/span&gt;” ten türemiştir . &lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;“Cadıların hekimlik ve ebelik sanatları en eski hekimlik geleneğinin dolaysız bir devamıdır. İlkel denilen toplumların büyücülerinin, bitkilerin besin ve ilaç için kullanımında, insan ve hayvan tedavisinde oloağanüstü başarılar kazandıklarını biliyoruz. Cadılar da bu becerileriyle saygıyla karışık bir korkuya yol açmış olmalı. Koca koca papazların aciz kaldıkları durumlardan , köylü bir koca karı Başarıyla sıyrılıyorsa, bu işin içinde bir iş aranmalıydı”&lt;/span&gt;(Ahmet Güngören, Cadıların Gün Batımı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bir Hristiyan geleneği gibi görünen Cadılar Bayramı, değişimin ne denli çarpıcı olduğunun kanıtıdır. 31 Ekim’de kutlanan Halloween’deki cadı imgesiyle, cadılar bayramının kadim adı olan Samhain’deki cadı imgesi bütünüyle birbirinden farklıdır.&lt;br /&gt;Halloween Cadısı, günümüzün toplumunda bir tüketim nesnesine dönüşmüş olsa da görüntü ve simge anlamında Orta Çağ cadısının yumuşamış halidir, sadece sokakta gözüktüğü için kimse kazığa bağlayıp yakmak istemez.Oysa Samhain cadısı köyün ebesidir, hastaları iyileştiren, hikayeler anlatan, serin kanlı bir kadındır. Buruşuk suratı bilgeliktendir. Kadınlık hallerini ayın halleriyle kıyaslayan anlayışta yeni ay bakire, dolunay anne iken o karanlık aydır.&lt;br /&gt;Hekate’dir, İsis, Astarte’dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadını kötülük ve şeytanlıkla ilişkendirmek, ondan korkmanın da bir belirtisidir.&lt;br /&gt;Ne trajiktir ki bir çok kadın da hemcinslerini gene bu algıyla algılayıp, güçsüzlüğü, bozgunu kabul eder. İçselleştirilmiş bir ataerkilliğin dünyasında yaşar.  Semavi dinlerin kadına bakışı da bu korkunun üzerine kurulmuştur. &lt;br /&gt;Bir hikaye toplayıcısı(cantadora) olarak etno klinik çalışmalar yapan Clarissa Estes, &lt;br /&gt;“Kurtlarla Koşan Kadınlar”isimli muhteşem eserinde bu konuya şöyle değinir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;“Zamanın seyri içinde eski pagan simgeler Hristiyan olanla kaplanmış, öyleki bir masaldaki yaşlı şifacı, kötü bir cadı haline gelmiş, bir hayalet meleğe dönüşmüş, Cinsel öğeler atılmıştır. Yardımcı yaratıklar ve hayvanlar çoğu kez ifrit ve cinlerle yer değiştirmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlara, cinsellik, sevgi, para, evlilik, doğurma, ölüm ve dönüşüm üzerine dersler veren kimbilir kaç masal bu şekilde yitirilmiştir. Eski kadınların gizlerini açıklayan Peri masalları ve mitlerin en eski derlemeleri müstehcenlik, cinsellik, sapkınlık(ibret olarak), Hristiyanlık öncesi, kadınsılık, tanrıçalar, erginleme gibi konulardan arındırıp temizlenmiştir&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumlar cadalozlarla yaşamaya alışıkken, cadıları yakmışlardır.&lt;span style="font-style:italic;"&gt; “ben de cemaate namaz kıldırabilirim”&lt;/span&gt; diyen kadın imam dışlanırken “ben güçsüzüm, iktidarınızı tehdit edemem ama çok iyi kaynanacılık yapar, kocam istediğimi almazsa dünyayı başına dar ederim” diyen kadın yaşam şansı bulmuştur. &lt;span style="font-style:italic;"&gt;“Neden kadın peygamber yok” &lt;/span&gt;sorusunun yanıtı, cadıların saklandıkları kuytularda aranmalıdır.&lt;br /&gt;Cadaloz, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;“x bu, sever de döver de”&lt;/span&gt; diyendir, cadılar ise “masa başı savaşları yüzünden gencecik askerler ölüyor, oğlum olsa askere gönderemezdim” diyebilen. Kimin yakılmak&lt;br /&gt;istendiğinden belli değil mi zaten?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-1628616522338064952?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/1628616522338064952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=1628616522338064952' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/1628616522338064952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/1628616522338064952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/03/cadlar-ve-cadalozlar.html' title='Cadılar ve Cadalozlar'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R95zlh3pQ3I/AAAAAAAAAG4/XcPasH9vG7E/s72-c/waterhouse65ez9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-4134999311708785697</id><published>2008-02-03T07:53:00.000-08:00</published><updated>2008-02-18T04:27:09.121-08:00</updated><title type='text'>Dolgun Saçlardan Deterjana...</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;17/02/ 2008 Radikal iki ekinde yayinlandi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni (Blendax) reklamının metni şöyle birşeydi:&lt;br /&gt;”gecen pazar anladim ki erkeklerle kızlar farkli seyler istiyor, mesela can…o rap dinlemek istedi benim duygusallığım tutmuştu…dolgun saçlarıma baktıça değişti, daha romantik oldu…o doberman almak istedi benim aklim fifideydi …dolgun saçlarıma baktıkça değisti, daha anlayışlı oldu…o dinlenmek istedi ben eğlenmek, dolgun saçlarıma baktıkça değişti can, canım can”&lt;br /&gt;Daha başlarken “anladım ki erkeklerle kızlar farklı şeyler istiyor”la yapılan biyolojik indirgemecilik, toplumsal cinsiyet rollerinin erkekler mars’tan, kadınlar venüs’ten şeklinde dayatılmasıydı. Erkek rap dinlemek istiyordu, kız ise kırılgan ve narindi ya, elbet duygusallığı tutacaktı. Erkek saldırgandı, şöyle bir doberman alıp gücünü, iktidarını, penisini vurgulayacaktı oysa hanım kızımızın iktidarı “fifi” ile kastedilen küçük şirin köpek kadardı. Bütün erkek çocukları savaş araçlarıyla, bütün kız çocukları barbie bebeklerle oyanayacak tabi, cinsiyet rolleri daha çocukken aşılanacak. “Bende bebeklerle oynamak istiyorum” diyen erkek çocukları aşağılanacak, toplum dışına itilecek, “bende araba parçalarını merak ediyorum” diyen kıza “git saçlarını dolgunlaştırmayı öğren önce” denilecek. Erkeklerin dünyasında kadının erkeğe istediğini yaptırmasının yolu “saçlarını dolgunlaştırıp” erkeği baştan çıkarmaktan geçiyordu çünkü. Böylelikle değişecek, daha anlayışlı olacaklardı. Altı özellikle çizilmiş, abartılmış kadınlık ve erkeklik rolleri. Bunu “patronum maaşıma zam yapmak istemiyordu dolgun saçlarıma baktı daha anlayışlı oldu”, “nişanlım evi üzerime yapmak istemiyordu dolgun saçlarıma baktı daha anlayışlı oldu” gibi örneklerde de kullanabiliriz. &lt;br /&gt;İstediğini elde etme amacındaki kadının bedenini kullanması eylemini genel çerçevede “fahişelik” olarak tanımlıyoruz. İki yüzlü toplum ahlakı, çıkar hesaplarına gitmeden, olanca gerçekliğiyle çalışan “fahişe’yi ahlaksızlıkla suçlayıp, toplumdan dışlarken, erkeği degiştirmenin ve istediğini yaptırmanın, bir kazanç elde etmenin yolunun bedenini kullanmak olduğunu ”anlayan”,  evliliği bir sigorta kağıdı, iş sözleşmesi gibi gören, ardından da “canım can” diyen kadını el üzerinde tutabiliyor. Hangisi daha dürüst?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hegomonik Erkeklik ve Ön plana Çıkarılan Kadınlık&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;R.W.Connell “Toplumsal Cinsiyet ve İktidar” adlı kitabında hegemonik erkekliğin,&lt;br /&gt;Kadınlarla ve tabi kılınmış erkekliklerle ilişkili olarak inşa edildiğini betimler.&lt;br /&gt;Çağdaş hegemonik erkekliğin en önemli ayırt edici özelliği heteroseksüel oluşudur.&lt;br /&gt;Bir kadın ne kadar akıllı veya başarılı olursa olsun,  önemli olan beyaz çarşaflar arasında erkek dergilerine poz verebilecek çekicilikte olabilmesidir. Büyük bölümü erkekler tarafından finansa edilen reklamlar, yüksek tirajlı gazetelerin, dergilerin “kadın sayfaları”, sabah programları ve pembe diziler hem çekicilik hem de toplumsal rolü bakımından abartılmış bir kadınlığı ön plana çıkarır.&lt;br /&gt;Connell, vurgulanan toplumsal cinsiyeti yönlendirmede, en etkili olanların reklamcılar, psikiyatristler, politikacılar ve din adamları(isminden de belli olduğu gibi protestan bir rahibe değilse geneli erkeklerden oluşan bir grup) olduğunu eklemiş.&lt;br /&gt;Bu reklam kampanyası, toplumsal cinsiyet rolleri ve çelişkilerinden beslenerek bize ulaştı.&lt;br /&gt;Dolgun saçlı kızımızın, bir kaç sene sonraki hali ise marketten bulaşık deterjanı alan, hayatta en büyük derdi bulaşıklarının nasıl daha iyi yıkanacağı olan ev kadını. Ev işi yaparken keyifle gülümseyen, “dışarıdan” gelen çocuklarını ve kocasını, “içeride” bekleyerek, onlarımemnun etmenin yollarını arayan bir kadın. “güveriyorum ki alıyorum” dedikten sonra  sahne, çocuk bakımını ve ev işini tamamen kadına bırakmış sadece akşam eve gelince onlarla oynayan babaya mutluluk çığlıklarıatan çocuklara döner. Bundan seneler önce elime geçen eski bir yemek tarifleri kitabında Müslüman kadının şarap vb. malzemeleri yuvasında yaptığı yemeklerde kullanmamasını tenbihledikten sonra, kitaptaki tariflere uyarak hergüne farklı bir çeşit olan yemeklerle kocasının ve çocuklarının “gene mi aynı yemek” şeklindeki “haklı” serzenişlerini duymayacağınıyazıyordu.&lt;br /&gt;Suçlu olan bu reklamların hazırlanışı, konsepti ve sunumu mu? yoksa yapılan, &lt;br /&gt;hedef kitlenin birebir profiline göre hareket etmek mi? &lt;br /&gt;Reklamcılar bu rollerin nedenine mi oynuyor sonucuna mı?&lt;br /&gt;Kapitalizmin hegemonik erkeklik ve abartılmış kadınlık rollerini çok sevdiği belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye gibi muhafazakarlığın yükselişte olduğu, sağ kanadın “ailenin kutsallığını”, “kadının yerinin evi olduğunu”, “kadınlarla erkeklerin farklı şeyler istediklerini” , “fıtratlarının farklı olduğunu ve hatta bu fıtratlar arasında eşcinselliğe yer olmadığını” hatırlattığı ve özellikle başörtüsü tartışmalarının&lt;br /&gt;gündeme oturduğu bir süreçte, (her türlü yasakçı fikirden bağımsız), kadınların saçlarının&lt;br /&gt;ne erkeği tahrik edip kazanç sağlama maksadıyla ne de erkeği tahrik etme korkusuyla, sadece özgürce savrulması umuduyla….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-4134999311708785697?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/4134999311708785697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=4134999311708785697' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/4134999311708785697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/4134999311708785697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/02/dolgun-salaryla-erkekleri-deitiren-ve.html' title='Dolgun Saçlardan Deterjana...'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-5669200344589533706</id><published>2008-01-27T02:40:00.000-08:00</published><updated>2008-01-27T03:53:18.143-08:00</updated><title type='text'>Arap kaligrafisi ve putlaşma</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R5xf_kpYGaI/AAAAAAAAAGg/X3wcy8Kd5XE/s1600-h/calli16.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R5xf_kpYGaI/AAAAAAAAAGg/X3wcy8Kd5XE/s400/calli16.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160104818833365410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hassan Massoudy'nin işlerini ilk olarak okul kütüphanesinde görmüştüm. Arapça bilmediğim için ne yazdığını anlamıyordum ama bütünün formu bazen anlamın kendisi oluyordu. Hat sanatının bu müthiş tekniğiyle, formun tamamı bir kuş bazen de elma, armut formu alıyordu. Rönesans dönemi Meryem ve bebek İsa tasvirlerine nasıl bir gözle bakıyorsam, hat sanatını da o gözle inceliyordum elbette, ama bu tasvirler herkes için aynı manayı ifade etmiyor. &lt;br /&gt;Lisede elimizde renkli fotokopiler, isa tasvirleri çizip duruyorduk. Çantalarımızdan bunları çıkarıp hocalarımızın önüne koyup&lt;br /&gt;"kolu sakat, bedeni uzun, şurası böyle, şurası şöyle" diye eleştiri alıyor, atölyelerde çeşitli sanatçıların yaptığı incilden hikayelerle dolu duvarlar arasında ders işliyorduk. Kocaman kocaman kağıtlara İsa'nın kaşını gözünü yanağını çizerken bütün kutsallıktan sıyrılmış acı çeken bir adam bazen de mitolojik bir karakter oluveriyordu. Meryem'de ise asıl önemli olan kıvrım kıvrım kıvrılan kumaş drapelerinin girintileri çıkıntılarıydı. Michelangelonun yaptığı dini heykeller, heybetli ve muazzamdı ama bir Zeus heykelinden farkı yoktu anlam olarak gözümüzde. İsmi Musa değil de Hades, Meryem bir Hera olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bütün bu resimler ve heykeller, halkın gözünde çok önemliydi, 'okuma yazma bilmeyenlerin incili'ydi. Çocukken okududuğum kitaplardaki illustrasyonlar beni çok etkiler kitaptaki karakterlerin aynen o şekilde gözüktüklerini düşünürdüm.&lt;br /&gt;Yetişkin olmayan algı için görsellik en önde olandır. Bugün tanrı denilince birçok kişinin aklına yaşlıca, kır saçlı bir erkek gelecektir. Hristiyanlık, Romanın dini yapısını aldı, muhafazakarlaştırdı. Putlaştırma dediğimiz idolleştirmenin şekli, görseli&lt;br /&gt;aynen devam etti. Üzerine birde 'haç' formunda bir simge ekledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam ise resim sanatını yasaklayarak ve tanrıyı cinsiyetsizleştirerek bu putlaştırma durumuna karşı koymayı tercih etti.&lt;br /&gt;Bunun nedeninin ekonomik, politik, kültürel veya manevi nedenlerinden bağımsız olarak hepimizin bildiği "putları kırmak"&lt;br /&gt;söylemi. Kafasındaki dikenli taçla çarmıha gerilmiş İsa tasvirine karşı, Muhammed'in yüzü çizilmez. İslam sanatı, figüratif resim ve heykel yerine geometrik formlara ve kaligrafiye yöneldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmgeler o kadar güçlü ki, evde uygunsuz durumlar karşısında ikonaların veya dini resimlerin üzerini örten hristiyanlardan,&lt;br /&gt;namaz kılacağı ortamda resim bulunmamasına dikkat eden müslümanlara kadar etkiliyor. Oysa gözden kaçan, idolleşen nesnenin sadece resim veya heykel olması gerekmediği. Harflerin biraya geldiklerinde oluşturdukları form gibi.&lt;br /&gt;İdolu, idol yapan gücün ona devredilmesi, büyülü nesne haline gelmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapça, Fenike kökenli bir alfabe olmasına rağmen sanki Allah'ın biçim verdiği bir dil ve yazı sistemiymiş gibi algılanıyor.&lt;br /&gt;Belirli formların kutsallaştırılması ezoterik anlamda belki kaçınılmaz bir süreçtir fakat "islam'da put yoktur" önermesini sorgulamayı getiriyor. Eğer bu put değil, sembolse Roma paganizmi veya Arap paganizminde de heykellerin tanrının sembolü olduğunu hatırlatmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir nesneye değer vermek. saygı göstermek ile putlaştırmak arasındaki ince çizgi kutsal kitaplarda daha belirginleşiyor.&lt;br /&gt;Matbaada, matbaa boyalarıyla basılan, seriler halinde ciltlenen Kuran'lar, evlere girince sanki tanrısal bir kargoyla eve gökten getirilmiş gibi algılanıyor. Üzerinde Arapça yol tarifi olan bir kağıdı kutsal diye saklayabilirsiniz. Eğer Arapça biliyorsanız da&lt;br /&gt;sözcükleri yazalışlarını kutsal bir biçim olarak algılayıp üzerini örtmek ya da odadan çıkmak zorunda kalabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-5669200344589533706?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/5669200344589533706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=5669200344589533706' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/5669200344589533706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/5669200344589533706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2008/01/arap-kaligrafisi-ve-putlama.html' title='Arap kaligrafisi ve putlaşma'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R5xf_kpYGaI/AAAAAAAAAGg/X3wcy8Kd5XE/s72-c/calli16.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-3002267701968222783</id><published>2007-12-26T13:30:00.000-08:00</published><updated>2007-12-27T00:09:13.516-08:00</updated><title type='text'>Hektor, Türklük ve Halikarnas Balikçisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R3LY-ccdkhI/AAAAAAAAAGQ/zSy3hJshgQM/s1600-h/i-13-4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R3LY-ccdkhI/AAAAAAAAAGQ/zSy3hJshgQM/s400/i-13-4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148415891336958482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-Ertugrul Günay, Çanakkale'ye Hektor heykeli yapilmasini teklif etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Benim Çorum'lum Hattuşaş'lı değildir; adı da Şappililulium değil Mehmet'tir. Benim Polatlı'lım Gordion'lu değildir; adı da Midas değil Oğuz'dur. Benim İzmir'lim Efes'li, Milet'li değildir; adı da Hasan Tahsin'dir. Benim Van'lım Tuşba'lı Haldi değil, halis muhlis Halit'tir. &lt;br /&gt;Lâkin, ben bu iddia sahiplerinin hangi kimlikte olduklarını bilmiyorum. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Celal Güzel, Radikal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANADOLU'LU OLMAK...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Truva atini hepimiz biliriz. Bugünün Çanakkale’sinde bulunan Troya(Truva yanlis bir kullanimdir) kentine bu tahta atin yardiylala girilmis, sehir düsürülmüs ve Homeros’un Ilyada adli destani bu günlere ulasmistir. Hatta yakin zamanda Hollywood bu destana da el atti, Çanakkale’nin yakinindan bile geçmeyen bir cografyada ‘Troy’ filmi çekildi. Film bir ‘Yunan’ destanini anlatir zaten fragmanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa gerçekten öyle midir?                        &lt;br /&gt;Lise yillarimda Ilyada ve Odyyseia’ya merak saldigim dönemde Goethe Enstitüsü’nde Troya kazilarini yapan arkeolog (rahmetli)Manfred Korfmann ve ekibinin söyleşisi oldugunu ögrendigimde okulu kirip oraya gitmstim ve ögendiklerimden          &lt;br /&gt;agzim açik kalmisti. Korfmann, bilinenin aksine Troya’nin bir Yunan kenti olmadigini anlatiyordu.                   &lt;br /&gt;Gömü biçimlerinden, yapilarina Troya bir Anadolu kentiydi. Konustiklari dil bile farkliydi. Luvice denilen bu dilde Ilyada’da geçen kahraman adlari bile baskalasima ugramisti.Troya krali olarak bildigimiz Priamos, Luvice Priamuta’dan geliyordu. Oglu Aleksandros ise Alaksandu idi. Bu destan aslinda Akha’lar olarak bilinen bir uygarligin    &lt;br /&gt;gelip baska bir uygarligi isgal etmesinden baska birsey degildi. Homeros’ta aslen Anadolu’lu bir ozan oldugu için destani Troya’li kahraman Hektor’u sempatiklestirerek bitirme çabasindaydi. Ama bu destan aradan geçen yüzyıllarda sansüre          &lt;br /&gt;ugradi, degistirildi ve Helen uygarliginin uzantisi gibi gösterildi. Manfred Korfmann’in söylesisinde anlattiklari Avrupa’da pek yanki bulmadi.                 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ironik olarak, ilk Troya kazisin yapip arkeolojik katmanlari mahveden Schliemann’in çocukluk hayali olan bu kenti bulmak ugruna geldigi Çanakkale’de yanında Yunan asilli karisi Sofia vardi(Scliemann’in bulduğu altinlar daha sonra kaybolacakti). Oysa Korfmann kendine göbek ad olarak ‘Osman’i tercih etmistii.      &lt;br /&gt;Osman’i tercih etti etmesine ama, Osmanli padisahlari için Anadolu Medeniyetleri pek o kadar mühim degildi. Bir çok eser Avrupa’ya kaçirildi ya da izinle parçalanip gemilere bindirilip götürüldü(bkz. Zeus Bergama Sunagi).           &lt;br /&gt;simdi sözü biraz Halikarnas Balikçisi olarak bilinen Cevat Sakir Kabaagaçli’ya birakalim:                    &lt;br /&gt;“Misir arastirmalari ayri tutulursa, batili (tarih) araştırıcıların başlıca iki amacı vardı: Birisi Hellenizmi ortaya çıkarmak, ötekisi dinsel idi. Yani Hristiyanlığın İncilsel Hebru (İbrani) kültürünü ortaya çıkarmak. Anadolu’nun ise gözlerinde hiç değeri yoktu...          &lt;br /&gt;Son dört beş yüzyıldan beri batılılar ve günümüzün Hellenistan’lıları dinsel ve ulusal bir şovenlik ve ırkçılıkla, neredeyse Homeros’u İsa’dan bin yıl önce Ortodoks kilisesine ait bir Hristiyan ve bir Hellen sayacaklar, İlyada’da Troya’lılara kadar ne kadar insansal parça varsa hepsini Hellenizmin düşmanlarına karşı gösterdiği, Hellensel bir hoşgörü sayılır batılılarca...”   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Anadolu nereye ait?                        &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Akdeniz, etnik ve başka bakımlardan dünyanın altıncı kıtası sayılabilir. Coğrafyacılar keyfi olarak büyük kara parçalarını, şurası Avrupa, burası Asya diye ayırmışlardır. Akdeniz’deki kıyılar Avrupa, Asya ve Afrika değildir. Akdeniz, Akdeniz’dir....          &lt;br /&gt;Bundan dolayı, ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir’ sözleri askerce bir emirden çok öte,                    &lt;br /&gt;Derin bir anlam taşır. Çünkü Anadolu Asya değildir, Akdeniz’dedir.”                     &lt;br /&gt;(Bugün Türkiye’de yapılan gen araştırmaları da Türkiye halkının ne derece Akdeniz’li olduğunu göstermemiş midir zaten?)                  &lt;br /&gt;Kabaağaçlı’ya göre bildiğimiz tarih oldukça yanlı yazılmıştır. Tarih bilimi, labaratuar ortamında deneylerle kesinleşemediği için ideolojik ve dinsel olarak şekillenmesi mümkün kılınmıştır.              &lt;br /&gt;Fransızlar ‘orada olmayanlar hep haksız çıkar’ demiştir, şimdi birazda kendimize bakalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz orada mıydık?                   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayseri’li akrabalarımdan birinin hediye ettiği Kayseri tarihi kitabına bakıyorum.                    &lt;br /&gt;Önsözünde Abdullah Gül ve Kayseri’li belediye başkanlarının yazıları olan bu kitap                    &lt;br /&gt;üçücük bir kısımla 1067’den önceki dönem anlatılmış. Sonrası ise "işte gerçek hikaye başladı" dercesine özenle &lt;br /&gt;ve çoğunlukla Selçuklu ve Osmanlı dönemi. &lt;br /&gt;Bu kadar kısa mı tutulmalıydı?                 &lt;br /&gt;Gene Kabaağaçlı’ya dönersek,                        &lt;br /&gt;“Türkiye’nin ve Türkiyelilerin tarihi Türkiye’de gelmiş geçmiş koşullarca etkilenmiş ve o koşulları etkilemiş bütün etnik ve kültürel varlıkların tarihidir. Bu tarih de Anadolu’nun tarih öncesi geçmişinden göbek bağı kesilerek dipdiri ele alınır. Türkiye tarihini Selçuk ya da Osmanlı İmparatorluğu’ndan, şu sultan, bu sultandan başlatmak, onu göbek bağından değil, belinden sepetlemesine kesmektir...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'da Türk Varlığı. Turancılık ve Diğerleri                       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnsanoğlu’nun ilk uygarlığı ya da öyle sanılan Sümer kültüründe Türkistan Türklerinin etkisi büyüktür. &lt;br /&gt;Sümerlerin eski kutsal ilahilerinde Tanrının adı Türkçe’dir:               &lt;br /&gt;‘lu-lu nam-mah dingir-rana’(insan tanrısının ululuğu...)                      &lt;br /&gt;Dingir, Tanrı’dır. Ama kimi Türk ırkçıları onca aşırı davranmışlardır ki sütten ağzı yananın yoğurdu üflemesi gibi, insan uygarlığındaki Türk etkisini bile çekine çekine öne sürüyor. Ama bu da doğaldır. Çünkü Indo-Avrupaiciler ve Samiciler, aşırı Türkçülerden pek geri kalmamaktadır...        &lt;br /&gt; Gelgelelim Türklerin Anadolu’daki varlığına...                       &lt;br /&gt;“Türkiye, yani Anadolu tarihi, Selçukluların 1071 yılında Malazgirt’te Bizanslıları yenmesiyle başlatılır. Oysa Malazgirt savaşı bile Türklerin çok önce Bizans’a ve Anadolu’ya geldiklerini, melezleştiklerini ve bir Anadolu toplumu ve kandaşlığının          &lt;br /&gt;kurulmasında etken olduklarını kanıtlar. Çünkü Romen Diyojen’in ordusunun bir kanadı tamamen Türk Peçeneklerinden ibareretti...                 &lt;br /&gt;Türkiye’nin etnik yapısında Bulgarların ve Macarların da etkisi olmuştur.                     &lt;br /&gt;Türkler ve onlarla birlikte Selçuklular ve Oğuzlar ve onlardan önce Anadolu’nun taş dönemlerinden gelen Anadolulu kuşakların kanları karışınca, Anadolu’nun Türkiye Türkü denilen adamını peydahlamış ve böylece Türkiye denilen bir etnik birliği, bir gerçeği ve kültürü yaratmıştır...”        &lt;br /&gt;Yani, ne Selçuklu ve Osmanlı batılılarca kabul gören biçimde Anadolu’ya yapışmış, Anadolu’nun yabancısı bir ekti ne de Anadolu tarihi 1071’de başlıyordu. Anadolu, milattan önceki binyıllarıyla Anadolu’ydu.            &lt;br /&gt;“Anadolu’lu atalarından tevarüs ettikleri kanlarını ve yurtlarını yabancı sayanlar, bir kaç türlüdür. Bir türlüsü geçmiş ve unutulmuş, Uzak Asya’daki Turan’ı yurt bilirler. Bir de              &lt;br /&gt;mukaddesatçılar vardır, bunlara ne kadar da Türk dense de, kafa yurtları Arabistan’dır.                    &lt;br /&gt;Bunların yurdu, yani Türkiye’si sultanlarla başlar ve sultanlarla biter. Oysa ne Turan,                    &lt;br /&gt;Ne Arabistan, ne de Osmanlı kalmıştır ortada...”                      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtildiği gibi bugün Türklerin ilk olarak ne zaman Anadolu’ya girdiğini bilmiyoruz.                    &lt;br /&gt;Kaldi ki, Türkiye Türk'ünün Akdenizlilestigi ortada. &lt;br /&gt;Çorumlu çoktan Hattuşaşli olmuş, üzerine de Roma ve Bizans eklenmiş.&lt;br /&gt;(Mübadele yillarinda, Türkiye Rumlarinin Yunanistan'a gönderilmesi bu anlamda baglantisizdi çünkü, &lt;br /&gt;Türkiye Rumu'nun Yunanistan'la net bir bagi yoktu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herodot, Grekçe konuşmayanlara ‘barbar’ derken, kimi zaman barbar saydıklarını uygarlıkta Greklere eş görüyordu. Dolasıyla tarihin ‘barbar’ saydıkları da araştırmaya değerdir. Bir Türkiye’li olmaktan bağımsız olarak, Orta Asya ve Moğol kavimleri de          &lt;br /&gt;‘barbarlık’ açısından gene yanlı olarak değerlendirilmektedir. Sözgelimi Avrupa, Yunan’lıları uygar, Moğolları, Türk kavimlerini, Persleri barbar gösterme eğilimindedir. Ama bu sadece bizi değil, dünya tarihini ilgilendiren bir konudur. Gerçekten ihtiyacımız olan ‘yansız’ bir tarih olmalı...        &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Troya’li Hektor, rakibi Ahilleus tarafindan öldürüldükten sonra, ayak bileklerinden Akhilleus’un at arabasına bağlanarak şehrin etrafında defalarca döndürüldü.                &lt;br /&gt;O, ne bir ‘yunan dölü’ydü ne de kafir bir putatapar ne de safkan bir Türk.                     &lt;br /&gt;Bin yıl kadar sonra aynı yerde ‘Çanakkale geçilmez’ diyenler gibi işgalcilere direnen bir Anadoluluydu sadece ve gerek Helen eksenli tarih gerek Türk-İslam tarihi onu hala               &lt;br /&gt;Şehrinin etrafında döndürmeye devam ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-3002267701968222783?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/3002267701968222783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=3002267701968222783' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/3002267701968222783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/3002267701968222783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/12/hektor-trklk-ve-halikarnas-balikisi.html' title='Hektor, Türklük ve Halikarnas Balikçisi'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R3LY-ccdkhI/AAAAAAAAAGQ/zSy3hJshgQM/s72-c/i-13-4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-2000754805334444663</id><published>2007-12-25T14:08:00.000-08:00</published><updated>2007-12-25T14:19:59.458-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R3GALMcdkeI/AAAAAAAAAF4/x9Bg1mLSfe8/s1600-h/hello%2B.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R3GALMcdkeI/AAAAAAAAAF4/x9Bg1mLSfe8/s400/hello%2B.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148036778868707810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle facebook'tan sonra peydahlandi bu durum. Kendimi sürekli birilerini gözetlerken buluyorum. Deli miyim ne işim var&lt;br /&gt;elalemin arkadas listesindeki bilmemkimin arkadasinin gezi ya da eglence fotograflariyla. Bakip kendimce hikayeler üretiyorum kafamda sonra isin saçmaligini hatirlayip vazgeçiyorum. Bu özellikle o genel sayfada kim hangi gruba katilmis, kime ne laf yetistirmislerin orada gözüken fotograflarin kiskirtmasiyla oluyor. Cemiyet hayati.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-2000754805334444663?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/2000754805334444663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=2000754805334444663' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/2000754805334444663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/2000754805334444663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/12/zellikle-facebooktan-sonra-peydahlandi.html' title=''/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R3GALMcdkeI/AAAAAAAAAF4/x9Bg1mLSfe8/s72-c/hello%2B.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-3716564572329880200</id><published>2007-12-23T09:28:00.000-08:00</published><updated>2007-12-23T12:32:39.032-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R26fbscdkaI/AAAAAAAAAFY/gf-ETgJN0CA/s1600-h/parapul.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R26fbscdkaI/AAAAAAAAAFY/gf-ETgJN0CA/s400/parapul.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147226722266878370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem saçlarımı sıkıca toplamıs,&lt;br /&gt;Sakaklarımda hergün agrı.&lt;br /&gt;Ne zaman çözmeye çalıssam&lt;br /&gt;Daha da karısır, kollarım güçsüzlesir.&lt;br /&gt;Kimbilir, belki belime kadar uzanır,&lt;br /&gt;Belki sadece omuzlarımda.&lt;br /&gt;Ruhumun esareti, dikenli taç gibi &lt;br /&gt;Gösterisli saç tokaları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-3716564572329880200?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/3716564572329880200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=3716564572329880200' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/3716564572329880200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/3716564572329880200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/12/annem-salarm-skca-toplam-akaklarmda.html' title=''/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R26fbscdkaI/AAAAAAAAAFY/gf-ETgJN0CA/s72-c/parapul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-4866576849997620840</id><published>2007-12-17T12:45:00.000-08:00</published><updated>2007-12-23T09:27:58.668-08:00</updated><title type='text'>Karanlık Taraf</title><content type='html'>Eve gelirken bu kar sogugunda sokak lambalarinin yetersiz isiginda yürüdüm. Eskiden bu mevsimlerde eve dönüs yolunda çam kozalaklari toplardim, annem bunu yaptigim için benden nefret ediyordu ama evin içinde böyle organik malzemeler olmasi hosuma gidiyordu. (Üniversitede temel sanat derslerinde epeyce bir zamanimizi organik malzemeler bulmaya harcamistik). Kış, gri havasiyla betonlar arasi bir Istanbul manzarası akla getirir oysa çam kozalaklari hemen orada, ayagin altinda, yerdedir.Bir ölüm mevsimini sevebilir mi insan? Sevmeli mi? Persephone zorla yeraltina kaçırıldığında hoplayip ziplayan bir çiçegin pesinden gidiyordu, Demeter kizinin bir kere yeraltina indigi için tamamen geri dönemeyecegini ögrendiginde mevsim de kış oluverdi. Bu topraklarda kiş, başa gelince çekilen bir yazgi gibiydi. Gene de daha insafli oldugunu söyleyebiliriz çünkü kuzeye çiktikça, kiş artik hepten kabullenilmiş, içine dogulmuş bir yazgiya dönüsüyor. İlham verici bir yazgi oldugu kesin. İzlanda açıklarında, Iceberglerle dolu su yüzeyine kapkalin montuna sarilmiş halde bakan Björk söyle bir laf eder: ''%100 ateist oldugumu söyleyebilirim ama eger bir dinim olsaydi bu doga olurdu'. Manzara ürperticidir, tek bir agacin olmadigi alabildigine beyaz düzlükler, sürekli bir alacakanlik hali ve fokurduyan kaynar sular. Dantevari bir atmosfer. Akheron irmagindan ölüler ülkesine inilecekmis gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Björk gibi başka bir akrep kadini Slyvia Plath. Kış aylarinin karanlik tarafi bana onu hatirlatir. İntihar ettiginde bir şubat gecesiydi. 1962-1963 kisi Plath için zor geçiyordu yaziyor hakkindaki sitelerde. Tutsaklasmis, üzerine beton duvarlar yigilan bir kadin. Disarida yagan karin kiristalize yapisinin zerre kadar önemi yoktur, kocasi Ted Hughes, sevgilisini hamile birakmis ve her zamanki gibi orada yoktur, noksandir. Plath bir şiirinde 'her kadin bir faşiste tapar' der. Bu haliyle katiline aşik olan Amazon kraliçesine benziyor. Her kadin bir fasiste tapar mi sahiden? Tapacagimiz fasistlerin, yokedicilerimiz haline dönüseceginin bir örnegi Slyvia Plath. Bu, ataerkilligin yapay manzarasiyla çevrili dogal olmayan bir yol. &lt;br /&gt;Kışı sevebilmek, ölümün kaçınılmaz dogasiyla yüzlesebilmek, rio abajo rio'ya inebilmek, iskelet kadinlarla karsilasabilmektir ve bu cografyada, ölümler, dogumlari dogurur. Kasvetli kış şehirlerinde kozalaklari aramaktan başka çare yok sanirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-4866576849997620840?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/4866576849997620840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=4866576849997620840' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/4866576849997620840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/4866576849997620840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/12/karanlk-taraf.html' title='Karanlık Taraf'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-3948434038085289696</id><published>2007-12-01T07:26:00.000-08:00</published><updated>2007-12-18T01:38:34.417-08:00</updated><title type='text'>En Uzun Gece...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R1gD1_c1N2I/AAAAAAAAAEc/pICLmzEQCHI/s1600-h/christmas.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R1gD1_c1N2I/AAAAAAAAAEc/pICLmzEQCHI/s400/christmas.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140863200743733090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noel yaklaşıyor. Hristiyan alemi evlerini, is yerlerini tepesine yıldız konmuş çam ağaçları, parlak ampuller, melekler, bebek isa, Meryem ve Santa Claus tasvirleri, simlere bulanmıs kar taneleri, ökseotlarıyla süsleyecek, harika zencefilli kurabiyeler, çörekler yapacak, hindiler pişirecek. Onlar bu hazırlıkları yaparken Türkiye gibi İslam ülkelerinde ise 'yılbaşı' kutlamaları çercevesinde aynı süslemeler ve ruh yakalanmaya çalışılacak. Bir kesim hiç hoşlanmayacak bu durumdan. Hristiyan adetlerinin 'müslüman mahallesinde salyangoz satar gibi' görüntüsünden rahatsız olacaklar. Velhasıl, gerek televizyon eğlenceleri gerek ev, sokak, iş süslemelerinde hemen hemen aynı konsept hakim olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Noel ne kadar Hristiyan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa'nın doğumu olarak kutlanan Noel, 24 aralığı 25 aralığa bağlayan geceye tekabül eder. Bugün biliyoruz ki antik dönemlerde de insanlar hemen hemen bu tarihlerde aynı şekilde(Noel çöreklerinden ökse otuna kadar) kutlamalar yapıyordu. İsa henüz doğmadığı için Hristiyan inançlarıyla ilgisi yoktu elbette...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pagan dönem toplumlarında kutlanan, mevsimsel döngünün bir parçasıydı. Pagan inançları, evreni adeta yaşayan bir canlı olarak ele aldıkları ve kendilerini onun bir parçası saydıkları için, mevsim döngüleri çok önemliydi. &lt;br /&gt;21 Aralık, kış gündönümünün gerçekleştiği tarih yani yılın en uzun gecesi bu tarihte yaşanır. Bir Noel oyunu olan 'mumme', &lt;br /&gt;en uzun geceden hareketle ölüm ve diriliş temasını içeriyordu. Oyuna göre, iki adam kavga eder ve biri(budala-çobanpüskülü kralı) öldürülürdü. Bunun üzerine bir iyileştirici gelir ve onu diriltirdi. Bu iyileştiriciye Beelzebup(Sineklerin Tanrısı) denirdi.&lt;br /&gt;Oyunda ölen çobanpüskülü kral, ekinlerin hayaletini(tahil-ruhu) temsil ediyordu. Kadim dönem bereket kültlerinde tahıl-ruhu'nu ve onu temsil eden tanıyı, kralı, hayvanı veya diğer karakterleri(yaşlı kadın, genç kız vs.) öldürmek sık rastlanan&lt;br /&gt;bir kurgudur. Çünkü toprakta aynı şekilde ölür ve yeniden dirilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çobanpüskülünün yanında sarmaşık ve ökse otu da Noel bitkileriydi. İçiçe geçmiş kasnaklardan hevenkler yapılır, bunlar ökse otları, ağaç dalları, çam kozalaklarıyla süslenirdi. Bu hevenkler kirişlere asılır ve adlarına 'öpüşme hevengi' denirdi. &lt;br /&gt;Bu hevenk akla cinsel kuralların gevşetildiği Roma Saturnalia şenliklerini getiriyor. Gene aralıkta kutlanan Saturnalia şenliklerinde ökse otu afrodizyak olarak bilinirdi. Saturnalia şenliklerinde çobanpüskülü, Satürn'ün sopasını temsil ediyordu &lt;br /&gt;ve sarmaşık Dionysos'un bitkisi olarak meyhane ve şarap kültürünün olmazsa olmazıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pagan dönemden günümüze kalan tek kutlama Noel değil elbette. 31 ekim'de Samhain bugün Halloween olarak biliniyor,&lt;br /&gt;Paskalya'da binyıllardır aynı şekilde yumurtalar boyanıyor, ay çörekleri Diana'ya değil Hristiyan simgelere yapılıyor.&lt;br /&gt;(Ayna pagan mevsim döngüsü kutlamalarını ve simgelerini İslam'da da bulabiliriz;hidriellez, şeb-i yelda).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pagan kutlamaları, içerdikleri toprak ve bereket kültlerini insanlığın bilinçaltına gömüp Tek tanrılı dinlerin yörüngesine girdikten sonra diğer bir darbeyi de tüketim toplumundan yediler. Noel simgesi olarak gösterilen Santa Clauss'a kırmızı&lt;br /&gt;kostümü giydiren Coca Cola oldu örneğin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semavi dinler, bayramlarını, yortularını, kutlamalarını bu pagan ritüeller üzerine inşa ettiler. Kadim ritüellerle kıyaslandıklarında oldukça asık suratlı ve sıkıcı kaldıklarını söyleyebiliriz. Sevgilisinin (Adonis) domuzlar tarafından öldürülmesi (öldürülen tahıl-ruhu) sonucu agıtlar yakan bir tanrıça(Aphrodite, Kybele) için törenler düzenlenilmesini düşüne biliyormusunuz? Semavi dinler bütünüyle bir erkekler klubüne dönüştürüldü, dolayısıyla evrenin dişil gücü önemini yitirdi. &lt;br /&gt;Devleşen penisler silahlara dönüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-3948434038085289696?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/3948434038085289696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=3948434038085289696' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/3948434038085289696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/3948434038085289696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/12/en-uzun-gece.html' title='En Uzun Gece...'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R1gD1_c1N2I/AAAAAAAAAEc/pICLmzEQCHI/s72-c/christmas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-7687438332120442545</id><published>2007-11-28T13:02:00.000-08:00</published><updated>2007-11-29T08:06:25.220-08:00</updated><title type='text'>Reklamcılık Sanat Mıdır?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R07VeYYIDDI/AAAAAAAAAEE/hWBHS0mfpag/s1600-h/vitray.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R07VeYYIDDI/AAAAAAAAAEE/hWBHS0mfpag/s400/vitray.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138278942792748082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Resim disiplininden gelen ve reklam sektöründe çalışan biri olarak uzun zamandır aklımdan olan soruyu bir internet sitesine yazdım. ‘Reklamcılık Sanat Mıdır?’.  Medya filozofu mcluhann’a göre ‘reklamcılık, 20.yy’ın en önemli sanat türü’ydü. İnsanlar›n yazdıkları yorumların büyük çoğunluğu oldukça münasebetsiz bir soru sormuşum gibi ‘elbette değildir’ kesinliğindeydi. Bir kısım ‘sanat siparişle yapılmaz, peynir satmak ne zaman sanat olmuş’ diyerek ‘kutsallaştırılmış’ sanatın, romantik dönem sonrası ortaya çıkan bohem ‘sanatçı’ tipini epey benimsemişti. Bu konuda daha az muhafazakar olanlar ‘reklamcılık, sanattan faydalanır ama bu yararlanma onu sanat yapmaz’ diyor, küçük bir azınlık ise yaratıcılık ve insani duyguların ifade edilişi bakımından reklamcılığı sanat kapsamında değerlendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistine Şapel’inden Mona Lisa’ya bir çok eserin ‘sipariş’le yapıldığı su götürmez bir gerçek olduğu için ikinci karşı fikire &lt;br /&gt;eğilmeyi daha gerçekçi buldum. Reklamcılık ve sanat evliliğinden bahsederek(ikisini birbirinden ayrı tutan) Maja Tarateta’nın Art Business News’teki makalesi ise şöyle başlıyordu: “sanat, reklamcılıkta yüzyıllardan beri kullanılmıştır”. Peki ya tersiyse; sanat, reklamcılığı bir kanal olarak kullandıysa? (Eğer sanat görülmek istenmeyini göstermek gibi kitlesel bilinçlere ‘kireç sökücü’ etkisi gösterseydi 1930’lu yılların faşist sanatını toptan sanat tarihi kitaplarından çıkarmak gerekirdi.) Cümleyi değiştirirsek, “sanat, dini tasvirlerde yüzyıllardan beri kullanılmıştır”. Günümüzde yüzyıllar öncesi Meryem ve bebek İsa tasvirlerini katıksız sanat olarak  alan milyonlarca kişi var. Dini tasvirlerin ortaya çıkış amacının sanat icra etmek olmadığını pekala söyleyebiliriz. Amaç, sihir toplumlarında ‘sempatik büyü tekniğiyle’(benzerler birbirini etkiler) bereketi artırmak ya da doğa olaylarını kontrol edebilmekti. Feodal tarım toplumları için (altındaki bereket kültü kalıntılarından öte) dinin, kilisenin, hükümdarların iktidarlarını perçinlemekti. ‘Okuma yazma bilmeyenlerin incil’i’ olarak dini hikayelerin kilise fresklerinde yer alması bir çeşit dini propaganda değil de neydir? Tricia Shetfield ‘the Religious Dimensions of Advertising’ kitabında daha da ileri gitmeye cesaret ederek reklamcılığınn geç kapitalizm döneminde dini boyutlar içerdiğini söylemiş, Homo consumens(tüketen insan) için reklamcılığın totemik bir dinle olan benzerliğine işaret etmiştir. Emirlere bakarsak daha iyi kavrayabiliriz: hemen al(buy now!). İkonalar, oldukça seksi, arzulanan, sofistike imajlar.&lt;br /&gt;Gene de Sheffield, reklamcılığın sanatı kullandığını düşünenler gibi reklamcılığı salt bir din olarak ele almamış, reklamcılığın gücünün kullandığı 'dini' imajlara bağlamıştır. Eğer reklamcılığın bir tanrısı olsaydı bu ‘beyaz, erkek ve göksel’ bir tanrı olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl feodal tarım toplumlarında din; sanayi devrimiyle tarih, bilim ve kültürü açıklamak için total ‘büyük teoriler’ ve modernizm sanatı biçimlendirdiyse, sanayi sonrası toplumların kültürü olan  postmodernizm, günümüz sanatını biçimlendiriyor. Ekonomik yapıyı metafizikten, dinden ve politikadan, dini ve politik yapıyı kültürden, kültürü sanattan ayırmak pek mümkün gözükmediği için reklamcılık ve sanat ilişkisini detaylı incelemeye değer buluyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-7687438332120442545?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/7687438332120442545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=7687438332120442545' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/7687438332120442545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/7687438332120442545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/11/reklamclk-sanat-mdr.html' title='Reklamcılık Sanat Mıdır?'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KtgQM34955U/R07VeYYIDDI/AAAAAAAAAEE/hWBHS0mfpag/s72-c/vitray.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5109564487462599867.post-7311245814110034486</id><published>2007-11-20T13:12:00.000-08:00</published><updated>2007-11-20T13:13:25.150-08:00</updated><title type='text'>önce kaos vardi...</title><content type='html'>Sonra yer ve gök ayrıldı.&lt;br /&gt;Let there be light!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5109564487462599867-7311245814110034486?l=sosnowqueen.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/feeds/7311245814110034486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5109564487462599867&amp;postID=7311245814110034486' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/7311245814110034486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5109564487462599867/posts/default/7311245814110034486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sosnowqueen.blogspot.com/2007/11/nce-kaos-vardi.html' title='önce kaos vardi...'/><author><name>so snowqueen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15786717383386098435</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://bp2.blogger.com/_KtgQM34955U/R-y8hacr5EI/AAAAAAAAAHA/Azo6V1mj8n0/S220/Photo+127%2B.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
