26 Aralık 2007 Çarşamba

Hektor, Türklük ve Halikarnas Balikçisi


-Ertugrul Günay, Çanakkale'ye Hektor heykeli yapilmasini teklif etti.

-"Benim Çorum'lum Hattuşaş'lı değildir; adı da Şappililulium değil Mehmet'tir. Benim Polatlı'lım Gordion'lu değildir; adı da Midas değil Oğuz'dur. Benim İzmir'lim Efes'li, Milet'li değildir; adı da Hasan Tahsin'dir. Benim Van'lım Tuşba'lı Haldi değil, halis muhlis Halit'tir.
Lâkin, ben bu iddia sahiplerinin hangi kimlikte olduklarını bilmiyorum. "

Hasan Celal Güzel, Radikal

----------------------------

ANADOLU'LU OLMAK...

Truva atini hepimiz biliriz. Bugünün Çanakkale’sinde bulunan Troya(Truva yanlis bir kullanimdir) kentine bu tahta atin yardiylala girilmis, sehir düsürülmüs ve Homeros’un Ilyada adli destani bu günlere ulasmistir. Hatta yakin zamanda Hollywood bu destana da el atti, Çanakkale’nin yakinindan bile geçmeyen bir cografyada ‘Troy’ filmi çekildi. Film bir ‘Yunan’ destanini anlatir zaten fragmanda.

Oysa gerçekten öyle midir?
Lise yillarimda Ilyada ve Odyyseia’ya merak saldigim dönemde Goethe Enstitüsü’nde Troya kazilarini yapan arkeolog (rahmetli)Manfred Korfmann ve ekibinin söyleşisi oldugunu ögrendigimde okulu kirip oraya gitmstim ve ögendiklerimden
agzim açik kalmisti. Korfmann, bilinenin aksine Troya’nin bir Yunan kenti olmadigini anlatiyordu.
Gömü biçimlerinden, yapilarina Troya bir Anadolu kentiydi. Konustiklari dil bile farkliydi. Luvice denilen bu dilde Ilyada’da geçen kahraman adlari bile baskalasima ugramisti.Troya krali olarak bildigimiz Priamos, Luvice Priamuta’dan geliyordu. Oglu Aleksandros ise Alaksandu idi. Bu destan aslinda Akha’lar olarak bilinen bir uygarligin
gelip baska bir uygarligi isgal etmesinden baska birsey degildi. Homeros’ta aslen Anadolu’lu bir ozan oldugu için destani Troya’li kahraman Hektor’u sempatiklestirerek bitirme çabasindaydi. Ama bu destan aradan geçen yüzyıllarda sansüre
ugradi, degistirildi ve Helen uygarliginin uzantisi gibi gösterildi. Manfred Korfmann’in söylesisinde anlattiklari Avrupa’da pek yanki bulmadi.

Ironik olarak, ilk Troya kazisin yapip arkeolojik katmanlari mahveden Schliemann’in çocukluk hayali olan bu kenti bulmak ugruna geldigi Çanakkale’de yanında Yunan asilli karisi Sofia vardi(Scliemann’in bulduğu altinlar daha sonra kaybolacakti). Oysa Korfmann kendine göbek ad olarak ‘Osman’i tercih etmistii.
Osman’i tercih etti etmesine ama, Osmanli padisahlari için Anadolu Medeniyetleri pek o kadar mühim degildi. Bir çok eser Avrupa’ya kaçirildi ya da izinle parçalanip gemilere bindirilip götürüldü(bkz. Zeus Bergama Sunagi).
simdi sözü biraz Halikarnas Balikçisi olarak bilinen Cevat Sakir Kabaagaçli’ya birakalim:
“Misir arastirmalari ayri tutulursa, batili (tarih) araştırıcıların başlıca iki amacı vardı: Birisi Hellenizmi ortaya çıkarmak, ötekisi dinsel idi. Yani Hristiyanlığın İncilsel Hebru (İbrani) kültürünü ortaya çıkarmak. Anadolu’nun ise gözlerinde hiç değeri yoktu...
Son dört beş yüzyıldan beri batılılar ve günümüzün Hellenistan’lıları dinsel ve ulusal bir şovenlik ve ırkçılıkla, neredeyse Homeros’u İsa’dan bin yıl önce Ortodoks kilisesine ait bir Hristiyan ve bir Hellen sayacaklar, İlyada’da Troya’lılara kadar ne kadar insansal parça varsa hepsini Hellenizmin düşmanlarına karşı gösterdiği, Hellensel bir hoşgörü sayılır batılılarca...”

Peki Anadolu nereye ait?

“Akdeniz, etnik ve başka bakımlardan dünyanın altıncı kıtası sayılabilir. Coğrafyacılar keyfi olarak büyük kara parçalarını, şurası Avrupa, burası Asya diye ayırmışlardır. Akdeniz’deki kıyılar Avrupa, Asya ve Afrika değildir. Akdeniz, Akdeniz’dir....
Bundan dolayı, ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir’ sözleri askerce bir emirden çok öte,
Derin bir anlam taşır. Çünkü Anadolu Asya değildir, Akdeniz’dedir.”
(Bugün Türkiye’de yapılan gen araştırmaları da Türkiye halkının ne derece Akdeniz’li olduğunu göstermemiş midir zaten?)
Kabaağaçlı’ya göre bildiğimiz tarih oldukça yanlı yazılmıştır. Tarih bilimi, labaratuar ortamında deneylerle kesinleşemediği için ideolojik ve dinsel olarak şekillenmesi mümkün kılınmıştır.
Fransızlar ‘orada olmayanlar hep haksız çıkar’ demiştir, şimdi birazda kendimize bakalım.

Biz orada mıydık?

Kayseri’li akrabalarımdan birinin hediye ettiği Kayseri tarihi kitabına bakıyorum.
Önsözünde Abdullah Gül ve Kayseri’li belediye başkanlarının yazıları olan bu kitap
üçücük bir kısımla 1067’den önceki dönem anlatılmış. Sonrası ise "işte gerçek hikaye başladı" dercesine özenle
ve çoğunlukla Selçuklu ve Osmanlı dönemi.
Bu kadar kısa mı tutulmalıydı?
Gene Kabaağaçlı’ya dönersek,
“Türkiye’nin ve Türkiyelilerin tarihi Türkiye’de gelmiş geçmiş koşullarca etkilenmiş ve o koşulları etkilemiş bütün etnik ve kültürel varlıkların tarihidir. Bu tarih de Anadolu’nun tarih öncesi geçmişinden göbek bağı kesilerek dipdiri ele alınır. Türkiye tarihini Selçuk ya da Osmanlı İmparatorluğu’ndan, şu sultan, bu sultandan başlatmak, onu göbek bağından değil, belinden sepetlemesine kesmektir...”

Anadolu'da Türk Varlığı. Turancılık ve Diğerleri

“İnsanoğlu’nun ilk uygarlığı ya da öyle sanılan Sümer kültüründe Türkistan Türklerinin etkisi büyüktür.
Sümerlerin eski kutsal ilahilerinde Tanrının adı Türkçe’dir:
‘lu-lu nam-mah dingir-rana’(insan tanrısının ululuğu...)
Dingir, Tanrı’dır. Ama kimi Türk ırkçıları onca aşırı davranmışlardır ki sütten ağzı yananın yoğurdu üflemesi gibi, insan uygarlığındaki Türk etkisini bile çekine çekine öne sürüyor. Ama bu da doğaldır. Çünkü Indo-Avrupaiciler ve Samiciler, aşırı Türkçülerden pek geri kalmamaktadır...
Gelgelelim Türklerin Anadolu’daki varlığına...
“Türkiye, yani Anadolu tarihi, Selçukluların 1071 yılında Malazgirt’te Bizanslıları yenmesiyle başlatılır. Oysa Malazgirt savaşı bile Türklerin çok önce Bizans’a ve Anadolu’ya geldiklerini, melezleştiklerini ve bir Anadolu toplumu ve kandaşlığının
kurulmasında etken olduklarını kanıtlar. Çünkü Romen Diyojen’in ordusunun bir kanadı tamamen Türk Peçeneklerinden ibareretti...
Türkiye’nin etnik yapısında Bulgarların ve Macarların da etkisi olmuştur.
Türkler ve onlarla birlikte Selçuklular ve Oğuzlar ve onlardan önce Anadolu’nun taş dönemlerinden gelen Anadolulu kuşakların kanları karışınca, Anadolu’nun Türkiye Türkü denilen adamını peydahlamış ve böylece Türkiye denilen bir etnik birliği, bir gerçeği ve kültürü yaratmıştır...”
Yani, ne Selçuklu ve Osmanlı batılılarca kabul gören biçimde Anadolu’ya yapışmış, Anadolu’nun yabancısı bir ekti ne de Anadolu tarihi 1071’de başlıyordu. Anadolu, milattan önceki binyıllarıyla Anadolu’ydu.
“Anadolu’lu atalarından tevarüs ettikleri kanlarını ve yurtlarını yabancı sayanlar, bir kaç türlüdür. Bir türlüsü geçmiş ve unutulmuş, Uzak Asya’daki Turan’ı yurt bilirler. Bir de
mukaddesatçılar vardır, bunlara ne kadar da Türk dense de, kafa yurtları Arabistan’dır.
Bunların yurdu, yani Türkiye’si sultanlarla başlar ve sultanlarla biter. Oysa ne Turan,
Ne Arabistan, ne de Osmanlı kalmıştır ortada...”

Belirtildiği gibi bugün Türklerin ilk olarak ne zaman Anadolu’ya girdiğini bilmiyoruz.
Kaldi ki, Türkiye Türk'ünün Akdenizlilestigi ortada.
Çorumlu çoktan Hattuşaşli olmuş, üzerine de Roma ve Bizans eklenmiş.
(Mübadele yillarinda, Türkiye Rumlarinin Yunanistan'a gönderilmesi bu anlamda baglantisizdi çünkü,
Türkiye Rumu'nun Yunanistan'la net bir bagi yoktu.)

Herodot, Grekçe konuşmayanlara ‘barbar’ derken, kimi zaman barbar saydıklarını uygarlıkta Greklere eş görüyordu. Dolasıyla tarihin ‘barbar’ saydıkları da araştırmaya değerdir. Bir Türkiye’li olmaktan bağımsız olarak, Orta Asya ve Moğol kavimleri de
‘barbarlık’ açısından gene yanlı olarak değerlendirilmektedir. Sözgelimi Avrupa, Yunan’lıları uygar, Moğolları, Türk kavimlerini, Persleri barbar gösterme eğilimindedir. Ama bu sadece bizi değil, dünya tarihini ilgilendiren bir konudur. Gerçekten ihtiyacımız olan ‘yansız’ bir tarih olmalı...

Troya’li Hektor, rakibi Ahilleus tarafindan öldürüldükten sonra, ayak bileklerinden Akhilleus’un at arabasına bağlanarak şehrin etrafında defalarca döndürüldü.
O, ne bir ‘yunan dölü’ydü ne de kafir bir putatapar ne de safkan bir Türk.
Bin yıl kadar sonra aynı yerde ‘Çanakkale geçilmez’ diyenler gibi işgalcilere direnen bir Anadoluluydu sadece ve gerek Helen eksenli tarih gerek Türk-İslam tarihi onu hala
Şehrinin etrafında döndürmeye devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Blog Arşivi

Hakkımda

Fotoğrafım
Türkiye
sebnemersin@gmail.com